Yaşam Üstüne Sohbetler

Yaşam Üstüne Sohbetler

Her nefis ölümü tadacaktır. Her yaşam sonludur, amaç süreçleri yeterince sağlıklı, çok fazla sorun olmaksızın, mutlu ve huzur içinde yaşamaktır. Yaşlanmadan yaş almanızda, hayatın ve kendi değerinizin farkına varmanızda işinize yarayabilecek gerçekleri paylaşmak amacıyla düzenlenmiştir.__________________ Yasal uyarı: Burada yazılan yazılar son yayınlar baz alınarak hazırlanmış olup paylaşılan derlemeler niteliğindedir. Tıbbi Tavsiye amacı ile kullanılamaz.

Farkındalık

23/11/2009
Kategori: Yasam Ustune_

 

Farkındalık, farkında olmak.


      Farkında mısınız yaşamın, elinizdekilerin ve var olmanın?

      Niye geldiğinizin, ne yapmak istediğinizin ve gerçek beklentilerinizin?

     Hiç sordunuz mu ne yapmak istiyorum diye ya da diyebiliriz ki sormalı mısınız? Tüm hayat bu sorular zinciri içinde var olan bir süreç ve asıl mutlu olan kişi çoğu zaman süreci sorgulamadan sadece hakkını vererek yaşayan değil midir?

      Mutluğu ararken insan kendini bilmeli derler. Kendini bil, kendini tanı.


     Hayat ilginç bir yol çizer insana , ya da o yolu biz mi seçmişizdir. İşte evrensel soru:

    “ Neden varız, hayatın anlamı ne , ben ne bekliyorum?” Ezoterik öğretilerin tümü bu soruya bir açıklama getirmeye çalışır ve farklı teknikler öğreterek sırların kapısını açar. Ulaşılan mükemmellikte kimi zaman Ferrarisini sattırır, Aborjin'lerle yolculuğa çıkarır kimi zaman da sırlar ustası yapar.

      Çeşitli teknikler sayesinde kendi bakış açıları ile yaşama yorum getirir, yapılması ve yapılmaması gerekenler dizisi ile kişiyi kontrol altına alırlar. Pek çok bilen sokar hayatınıza ve bir yol bulup yürümeye çalışırsınız. Onların bakışı ile kendi yaşamınızı anlamaya gayret edersiniz.

      Bizim fikirlerimize ne olur o zaman , koca bir kaosun ve daha iyi bildiği düşünülenlerin fikirlerinin karmaşası içinde daha da bir kaybolmuş mu oluruz? Kendimizi bulmak adına!

      Hep düşünürüm arkadaşlarımla konuşurken bizi bu sohbetlere iten ne diye. Herhalde insanın arayışı, farklılıkları duyumsama ihtiyacı.

      Derlerdi ki büyüklerim: “_Önce kendini bil, ara kendi yaradılış amacını, ama öncelikle kendi gerçeğini bul. Yaşamını değerli kıl , yaptıklarına - işine öyle önem ver ve özenli ol ki fark yarat. Hayat ne yaptığınla değil bunu nasıl yaptığın ile ilgilenir. Bilgi ve özenle yaptığını iyi yaptığını bilmek, kendi hayatının amacını daha iyi algılamanı , yaşamın boyunca mutlu olmanı sağlar. Basit düşün basit yaşa hayatı karmaşıklaştırma, elindeki tek yaşam bu! Dakikanın değerini bil. Öğren, çaba göster, mutlu ol , sevgi duy, paylaş. Nefes al yaşamın içinde aktığının, hayatı tüm canlılarla paylaştığının bilincinde ol. Sevgini paylaş , tolerans göster, umut ver, yardım et.


       Kısaca fark et derlerdi, senin dışında bir dünya olduğunu, hayata karşı sorumluluğumuz olduğunu ve kendimize karşı. Mutluluğun sırrı basit. Aslında sır yok, siz varsınız. Var oluşunuzun amacını kendinizde arayın ve yaşamınıza sarılın” diye bitirirdi öğütlerini.


       Ne dersiniz, pekte fena fikir değil aslında. Yaşamınızı kendi hayatınızın, değerinizin farkında ve mutlu olarak sürdürmeniz dileğiyle.


      Sevgiler

      Dr. Cüneyt Tuğrul

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Dejavu, Ben Bunu Sanki Yaşamış Gibiyim.

8/11/2009
Kategori: Yasam Ustune_

 

 

 

DEJAVU! 

 

Otobüste arkadaşlarla keyifli bir sohbet sürüyordu. Sıcak ve ter kokusu içerinin havasını nefes alınması zor bir hale getiriyordu. Havalandırma çalışıyordu, ama dışarıdaki Ağustos sıcağını biraz daha hızlı bir şekilde yüzümüze çarpmanın dışında pek te bir faydası yoktu. Ter fışkırıcasına vücutlarımızdan atılıyor ve hepimiz gömleklerimizinin tenimize yapıştığını hissediyorduk.

Neredeyse bizim dışımızdaki herkes uyukluyordu. 1980 yılının yazıydı,liseyi bitirmiş, üniversite sınavından çıkmıştık. Liseden bir grup arkadaş beraberce tatil geçirmek için Ayvalığa gidiyorduk. Üzerimizden kalkan yükün etkisi ile öyle neşe ile doluyduk ki. Otobüsü eline geçirmiş olan, belki başka bir zamanda halsizlik ve miskinlik oluşturabilecek şiddetteki sıcak esinti bizde sadece aylar süren çalışmanın sonucunda farklı birşeyler yapabileceğimiz ve dostlarımızla beraber olmamız duygusu ile kordonda esen meltem gibi geliyordu.

Uzun bir süre sohbet ettik ve farkına vardık ki kimse gelecek hayallerinden bahsetmiyor, sadece o an var ve o andan keyif alıyoruz. Ayvalığa varmamız iki saat aldı. Aşırı nemli havanın verdiği rahatsızlık hissi ağaçların arasından deniz göründüğünde aklımızdan uçup gitti. Birden şaşırdım, o andan itibaren yaşadıklarımızı sanki daha önce yaşamıştım.

Manzara aynı idi, otobüs virajları alırken hafifçe sağa sola savruluşumuz, yana yaslandığımda arkadaşımın sıcağı daha da güçlü hissetmeme sebep olan teni. Dikkatle etrafı seyretmeye başladım, ben bu yoldan ilk defa geliyordum ama bu olanları yaşamıştım hissi, her dakika daha da güçleniyordu. Yolculuğun son üç beş dakikalık bölümünü neredeyse anlatabilirdim. Arkadaşlarımla yaşadığım altı günlük seyahat boyunca çevredeki kasabalara gittik ve üç kez daha çeşitli noktalarda sadece bir an değil ama dakikalarca süren bu anı yaşamıştım hissini deneyimledim.

Yıllar içinde tam ben bunu yaşamıştım duygusunu unutuyordum ki yine şehir dışına gitmem gereken bir anda benzerini yaşadım . Bunlar benim deneyimlediklerim, eminim ki herkes çeşitli zamanlarda benzerleri ve hatta çok daha güçlülerini yaşamıştır. Kimi zaman yanılsama olarak yorumlansa da, bir çok kez gerçeğe çok yakın olarak algılandığından bu durum üzerinde düşünme ihtiyacı duyduğunuz olmuştur. Hatta yaşadığınız o anları altıncı hisse bağlayıp, senin hislerin kuvvetli diyenler olmuştur.

Peki tıpta "Dejavu" adı verilerek yanılsama olarak sınıflandırılan bu duruma  "Rüyalarınızı bile kaydedin belki bir haberdirler ve ileride işinize yararlar" yorumunu getirenlere ne demeli. Üstüne üstlük benim rüyalarım çıkar diyenler de var. Peki hakikaten kişiler bu hatıralara sahip mi yoksa hepsi basit bir yanılsamanın içinde mi?  Hadi bu duruma şu anki bilimin yeni filozoflarının yorumları ile bakalım.
 
Bugünki yorumları ile kuantum ve boyutlar ( Günümüzde 11 boyuta kadar evrende var olduğu ve yaşandığı düşünülmektedir.)  penceresi ile baktığımızda, günlük yaşantımız içinde  bizim için şu an olmuş gibi görünenler sadece  bizim gerçekliğimiz içinde ve sadece bizim o zamanımız da gerçekleşmiş gibi algılanmaktadır. Diğer olası gerçekliklerde ve zaman dilimlerinde de aynı olgunun veya değişik bir senaryonun süre gelmesinin muhtemel olduğu düşünülmektedir.

Yaşananların aynı veya farklı seyredebilmesinin olası görüldüğü, diğer eş zamanlı gerçekliklerin , paralel boyutların ve gelecekteki olası gerçekliklerimizin de var olma şansı olduğu kabul edilir.

Ayrıca gelecek ve yaşam olasılıkları evrenin zar şeklinde olması teorisi de geliştirilmiştir. Bu teoriler birleştirilip yorumlandığında, zamanın ve yaşanan gerçekliklerin bazen bu zardaki katlanmalar nedeniyle çakışabilmesi de olasıdır.

Belkide  bu yüzden şimdi sadece "dejavu " deyip geçtiğimiz "ya ben bu olayı yaşamıştım" olarak ifade edebildiğimiz durumlar, gerçekliklerimizin, üstüste katlanmış ve birbirine çakışan anlarda beyin tarafından bir çok kez yaşanmış gibi algılanmasından kaynaklanır.

Titanik faciasından on yıllar önce yazılan Titan romanı faciayı neredeyse kayıp insan sayılarına kadar aktarabilmişti. Pek çok hikaye ve romanın yıllar sonra gerçekleştiğini biliyoruz.

 Burada, zaman kesit algısında ortaya çıkan çakışma sırasında , özellikle önemli ve akılda kalıcı durumların pek çok kişi tarafından farkedilmesi ve zihinleri tarafından kayda geçirilmesi söz konusu olabilir. Algı geliştiğinde , izlenen gerçekliğe ait kalan anı güçlü olabilir. Zaman çakışması içinde olayları hissedenlerin yada yeni yorumu ile "o anı çakışma nedeniyle izleyenlerin",  izlenen gerçekliğin önemli olması halinde zihinlerinin ciddi şekilde etkilenmesi mümkün olarak kabul edilebilir.

Her zaman olduğu gibi beyin sadece etkilendiği olayları dikkate alır. Bu durumda her hangi bir anda kendilerini zamanın çakışan katmanları arasında bulan ve ardından yine kendi yaşantısına devam eden kişilerin,  beyinleri tarafından çok değişik olarak olarak değerlendirilebilinen, farklı zamanlardaki  gerçekliklere ait algılarını, kendileri o an farketmeselerde zihinlerinde kayda alma olasılıkları vardır. 

Kısaca zaman çakışmaları sırasında karşılaşılan, kişi veya toplumları etkileyen, gelecek veya geçmişe ait anıların kayda alınabilaceğini, ve  sonra da hatırlanmış gibi yaşanabileceğini düşünmek Hawking in uzay ve zamanı yorumlayışı göz önünde bulundurulduğunda, aşırı hayalperestlik olarak nitelenmemelidir.

Her gün bilim bize yeni filozofları ve getirdikleri görüşleriyle birlikte üzerinde düşünmemiz gereken kapılar açmaktadır.

Pratik zihin tüm bilginin içinden kendi huzur bulduğunu ayrıştırmayı ister. İnsan kendini mutlu hissettiği tarzda duygularını yaşayabilme ihtiyacında değilmidir. Yaşam sadece süre doldurmak için değil. Mutluluğumuz için kendimizi varlık olarak önce kendimize tanımlamamız, hissettiklerimizi algılamamız , sonra da çevresel paylaşımlarla zenginleşmemiz çok önemlidir.

Kendinizi de dinleyin, yaşam size birşeyler fısıldıyor. Tüm algılarınızın, istediğiniz yolda yürürken size  ışık olması dileğiyle.

Sevgiler
Dr. Cüneyt Tuğrul


Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Haydi, Düşünün, İsteyin ve İyileşin.

2/11/2009
Kategori: Yasam Ustune_

     Haydi, Düşünün, İsteyin ve İyileşin Ünlem

     Çok basit ve kolaymış gibi değil mi böyle söylendiğinde, ama üzerinde birazcık düşününce çok iddialı geliyor kulağa. Tabii diyebilirsiniz ki, “herkes istediğine inanmakta serbesttir”. Ya böyle bir şey varsa ve hakikaten işliyorsa ve sizin ya da yakınlarınızın işine yarayabilecek bir şeyse. En azından üzerinde kafa yormaya değmez mi?

      Birde şu bakışla görelim isterseniz anlatılmak istenenleri:

      Hasatlıklar ve tedavi ile ilgilenenler (Özellikle destekleyici tedavilerle- hoş son zamanlarda pek çok Dr. ve bilim adamı da böyle düşünmeye başladı ya ) diyor ki, hayal edin (ve moleküler düzeyde bir gözlemci varmış gibi yapın), isteyin, inanın ve iyileşin. (Secret-Sır.) Gerçi bunu basitçe “hayal edin olacaktır” olarak ta açıklıyorlar ya.

      Hep bahsedilen şu kuantum alanı ile iyileştirme çabaları, biraz karmaşık şekilde olsa da böyle anlatılıyor işte.

       Bu konuya girmeden önce bir noktayı bilmemizde fayda var. Kuantum deneyleri sırasında elektronların hareketleri incelendiğinde, elektronların kendi haline bırakıldığında farklı davranış sonuçları verirken herhangi bir gözlemci yerleştirildiğinde (deneyin detaylarını kaydedici) elektronların daha da farklı davranışlar gösterdiği kaydedilmiştir. Hani sanki izlendiğini bilen veya düşünen bir yaramaz nasıl davranışlarına çeki düzen verirse, aynen onun gibi. Bu durumda insanın şaka yollu, “ Ya bu elektronlarda çok utangaç ve çekingen”, diyesi geliyor.

       Tabii makro düzeyde baktığınızda aralarında herhangi bir enerji alışverişi olmadığı ön görüldüğünden elektronların bu gözlemciyi fark edememiş olmaları gerekmektedir. Eğer elektron gözlemciyi izafi (hayal) düzlemde algılamıyorsa!

        Peki, bu durumun sağlık ile ne ilgisi var? Kuantum bakışı ile bakıldığında ve bahsettiğimiz deneyle ilişkilendirildiğinde durum, “düşünce ile bir enerji yoğunlaşması oluşturduğunuzda, vücudunuzda da gözlemci gibi durum yaratabilirsiniz” diye görülebilir. Ya da yaratılabildiğini varsayarsak ve hücresel düzeyde elektronlarında davranışlarını değiştirdiklerini düşünürsek , “tüm rahatsızlıklarda olduğu gibi hastalığa sebep olan moleküler bir parçalanma veya düzensizliği de engelleme ihtimalimiz var”, diyebilmemiz mümkündür.

       Sonuçta birçok hastalık ve hatta kanser bile moleküler düzeyde atomlar arası uyumsuzluktan ve zincirdeki kırılmadan dolayı gerçekleşmiyor mu? Gerçekten hayali bile olsa bir an bu gözlemcinin oluşturulabileceğini varsaydığımızda, moleküler düzeyde hasara yol açması beklenen enerji dalgalanmaları ve yine atomlar arasındaki bütünlüğün bozulmasına sebep olan elektron paylaşımlarındaki değişmeler, yine aynı moleküler düzeyde engellenemez veya geciktirilemez mi? Akla bir soru daha geliyor: “Farklı hareket etmekte olan elektronlar moleküler parçalanma yaratacakken, oluşturulan hayali gözlemci etkisi ile bu davranışlarından vazgeçer ve programlandıkları uyuma dönerler mi?”

       Ya olabiliyorsa! o zaman uzun yaşayanlara, sanki sırlarını açıklayabilecekmiş gibi sorulan sorulara verdikleri yanıt anlam kazanmıyor mu? “Ne yaparak bu kadar yaşamayı başardınız?” Soruya verilen cevapların ortak noktası; sadece yaşama odaklanmaları, başka bir şeyi düşünmemeleridir. Ne kadar ayrıntılı bakarsanız bakın sağlıklı kalma noktasında pek çok durum daha tam açıklanamamış olarak görünmektedir. Hatta tek yönlü ve bugünkü kriterlere göre sağlıksız yaşam sürenlerde bile kimi zaman çok uzun yaşam görülmüyor mu? Bu her şeye rağmen uzun yaşabilenlerin durumunu bilim genetik koda bağlıyarak açıklamaya çalışmaktadır ve ilginçtir ki sağlıklı kalma olgusunu kuantum ile açıklamaya çalıştığınızda da aynı noktaya geliyorsunuz.

       “İsteyin olacaktır, onun için konsantre olun ve gönülden isteyin.”

       Burada aslında doğal olan enerjini kullan ve tam olarak fark edilmese de “güçlü bir gözlemci yaratmaya çalış” deniyor olabilir mi?

       Çeşitli tedavi alanlarıyla uğraşanlar ve düşünce erbapları, farklı yorumlarla da bu bakışa katkıda bulunmaktadırlar.

       Sağlıklı kalmanız için sağlıklı düşünmeniz dileğiyle.Gülümse

       Sevgiler

       Dr. Cüneyt TUĞRUL 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Hipnoz ve Sigara. Kendinizi Özgür Bırakın.

28/10/2009



        Yaşamın değerinin farkına varanlar, her saniyesinin değerini bilenler, zamanlarını çalan ve sağlıklarını bozan alışkanlıklardan kurtulmak istemektedirler. Günümüzde alışkanlıklar arasında sağlığı en ciddi şekilde tehdit eden faktörlerin başında sigara gelmektedir. Farkında lığın daha çok arttığı günümüzde her gün daha çok kişi sigaradan kurtulmaya karar veriyor. Ne yazık ki sigara sadece ben bırakmak istiyorum diyerek vazgeçilmesi zor olan alışkanlıklardır.
        İşte bu noktada kişiler kararlarında kendilerine yardımcı olacak desteklerden faydalanırlar. Bu konuda çeşitli destekleyici teknikler vardır. Bugün size son zamanlarda gittikçe popülarite kazanan bir teknikten bahsedeceğiz. Konu hakkında uzman olan bir arkadaşım Sayın Diş Tabibi Kadir Demirel’in konuyu açıklamasını istedik. Bize kendi görüşü ve bilgisi dâhilinde hipnozun sigara bırakmada kullanımını böyle anlattı:

       Dünyada sigara bırakmanın en kolay yolu hipnozdur. Bunu ben demiyorum. TÜBİTAK diyor. (Bilim ve Teknik dergisi, 1989, Kasım sayısı) İnanmayan açar bakar. Haa, TÜBİTAK’IN sözlerine de inanmıyorsanız o zaman söyleyecek bir söz yok.

O sayıda TÜBİTAK yetkilileri konuyu şöyle özetliyor: "Dünyada sigara bırakma konusunda 3 yöntem  çok başarılı olmuştur.
 

    1- Hipnoz,  (katılanların, yüzde 30 u bırakmış)
    2- Akupunktur  (katılanların yüzde 22 si bırakmış)
    3- Karma teknik (katılanların yüzde 17 si sigarayı bırakmış)

     Elbette, bunun dışındaki  yöntemlerle de sigara bırakılabilir. Hatta hiçbir yöntem kullanılmadan sigara bırakmak da mümkündür.
 
    Bu konuda en önemli şey kişinin karar vermesi ve içmemek üzere sigaraya veda etmesidir. Bunu yaparken Dr. Sibel Akkol’un dediği gibi "mantıklı sebepler" bulması gerek Nedir mantıklı sebep, Örneğin,"Kanser" çok net mantıklı bir sebeptir. Peki, biz bilmiyor muyuz sigaranın "kanser" yaptığını? Bundan mantıklı sebep olabilir mi? Bile bile neden içiyoruz. İlla ki, bir doktorun bir akciğer filmine baktıktan sonra, yüzünü buruşturup, "maalesef akciğer kanseri olmuşsunuz" demesi mi gere? Buna gereksinim var mı?
 
     İçenler adına cevaplarsam, "VAR."
 
    Çünkü sigara, 0–7 yaş dönemi edinilen bir takıntıdır.  0 -7 yaş dönemi edinilen bilgiler, çok önemli travmatik sarsıntılar ve mantıklı sebepler dışında kolay kolay değiştirilemezler. Zira 0 – 7 yaş dönemine ait bilgilerin ana kumanda merkezi bilinçaltıdır. Bilinçaltı da daima kendini avutacak bir savunma mekanizması yaratabilme yeteneğine sahiptir. Çocukluk döneminde sigara içilen ortamda bulunmak, hatta TV de sigara yasağı olmayan bir ülkede yaşamış olmak bu nedenle büyük şanssızlıktır.
 
     Şunu da unutmayalım ki, kişi sigaraya 0–7 yaş döneminde başlamaz. O dönemde etkilenir. Bilinçaltı, "Günü gelince içilecek!" komutunu alır ve olay unutulur. Lise veya üniversite ortamına gelinince ya da askerlikte birden  sigara içme dürtüsü ortaya çıkar ve geri dönüşü mümkün olmayan bir alışkanlık halinde, kişinin hayatına girer. Hiç içmeyen bir kişi, bir anda bir paket sigaraya bana mısın demez.
 
    Acaba, kişi sigara içerek, çocukluğundaki sorumsuzluğu, huzuru, mutluluğu mu aramaktadır?
 
    Bu nedenle hipnoz başarılı bir tekniktir. Zira sadece hipnoz seansları ile yeniden gözden geçirme, bilinçaltını irdeleme, biraz da değiştirme şansı yakalıyoruz. İşte hipnozun sigara bırakmadaki en etkili yöntem olmasındaki mucize bu cümlenin içinde yatmaktadır. Siz kimin sigara içişine özenmiş, kimin güzelliğini veya yakışıklılığını sigara ile bütünleştirmişsiniz? Kimin dumanı savuruşu aklınızı başınızdan almış? Sizden başka kim Türkan Şoray kadar güzel sigara içer? Evet, aslında çoğumuz, sigaranın içilişi anındaki görüntüyü çok beğeniriz. Hoş bir görüntü gibi gelir. Yalancı bir hoşluktur o.
 
    İşte sadece hipnoz altında, bu yalancı hoşluğa karşı "Mantıklı sebep" yaratabilme gücünü yakalarsınız. Bilinçaltını dizginleme, eksik bilgileri tamamlama, hatalı bilgileri de düzletme şansı yakalar ve aldığınız telkinler ile şişmanlamadan, sinirlenmeden, gerilmeden sigarayı bırakırsınız.
 
     İnanın ki zor değil, çok kolay bırakırısınız. Yeter ki isteyin.

     Diyerek sözlerini bitirdi Dr. Kadir Bey. Akla yatkın gibi geliyor, değil mi? Hipnoz ile sigarayı bırakma ve tekrar başlamama şansınızı, iradenize hâkim olma düzeyinizi yükselterek arttırabiliyorsunuz. Tabii kontrol edebildikleriniz sadece sigara değil, beslenme alışkanlıklarınız, stresiniz, uyku alışkanlığınız, tansiyon kontrolü hemen ilk akla gelenler ki pek çok kez bu noktalarda da zorluklar yaşanmaktadır. Basitçe Hipnoz yardımı ile kontrolü tekrar ele almak ne kadar önemli aslında.   Ne dersiniz denemeye değer, değil mi?

     Kendinizi ve alışkanlıklarınız kontrol edebildiğiniz sağlıklı bir yaşam dileğiyle.

    Sevgiler
    Dr. Cüneyt Tuğrul

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Aşılanmalı mı Aşılanmamalı mı ?

27/10/2009
Kategori: Saglik

Hadi bakalım günün sorusu .Herkeste bir güzel değerlendirme , şüphecilik , red veya tam bir teslimiyetçilik var. Diğer ülkelerde de şüphecilik nedeniyle aşılanmaya bir isteksizlik sürüyor.

Dünya sağlık teşkilatı daha ciddi bir salgın uyarısı yapmıştı, gerçi hâlâ o rakamlara ulaşılmadı, ama çok mu tehlikesiz? 

Bence öncelikle düşünmemiz gerekiyor: "Niye aşılanırız ve aşıların aslında bazı yan etkileri var mı?" diye. Bugüne kadar geliştirilmiş tüm aşıların azda olsa yan ekileri vardır.  Pek çok aşı için  etkileri araştırıldığında yan etkilerini görürüz. Hele bazılarında yan etkiler oldukça güçlüdür de.

Peki bu aşıları ortadan kaldırıyor muyuz? Hayır. Sadece daha da geliştirip yan etkilerini azaltmaya çalışıyoruz. Çünkü eğer kitleler hastalanırsa bu yan etkilerden daha ağır sonuçlarla karşılaşabiliyoruz. 

Şu an karşımızda olan salgın çok tehlikeli mi? Eğer hastalığın kendisine bakarsanız kızamık gibi herhangi bir hastalık ile karşılaştırıldığında çok daha tehlikesiz gibi görünmekte. Sadece gençler, çocuklar, direnci kırık kişilerde tehlikeli sonuçlar doğurabilmekte gibi görünmekle birlikte, çok hızlı yayılabildiği gerçeği unutulmamalıdır. Bulaştığı kitlelerde küçük bir oranda akciğer problemleri ve buna bağlı ölüm gerçekleşebileceği bilinmektedir, ama milyonlarca kişiye bulaşabilir ve binlerce kişiyi ciddi şekilde hastalandırabilir. Tabii etraftaki hastalananlar sonucu oluşacak panikte cabası.

İşte bu noktada sormalıyız kendimize:"Tamam ben hastalanmayacak kadar şanslı mıyım?" diye. Koruyucu hekimliğin daha önemli  olduğunun kabul edildiği günümüzde her türlü önlemin alınması gerektiğini düşünmek doğrudur.

Kendi hayatımdan bir örnek vermek istiyorum. 1988 yılında Siirt te doktor olarak mecburi hizmetimi yapıyordum ve sarılık aşısı piyasaya sürüldü. O zamanda aynı konular taretışıldı; yan etkileri olduğu, denenmemiş olduğu gibi . Biz ise yoğun çalışıyorduk ve köyler dahil binlerce kişiye sağlık hizmeti veriyorduk. Siirt'te sarılığın yaygın olduğu bir ilimiz olarak istatistiklere geçmişti.

 Ben bu koşullar altında aşı olmaya karar verdim . Daha ülkemize geldikten çok kısa süre sonra aşımı olmuştum. Bir süre sonra karaciğerimde gerginlik ve ağrı oldu, fonksiyon testlerindede yükselme oldu. Tüm doktor arkadaşlar bunu aşının yan etkilerine bağladılar. Yaklaşık 6 ay kadar süren rahatsızlıklarımı destekleyiciler ve direnç artırıcılar ile ortadan kaldırabildim. Yıllarca bu rahatsızlıklardan aşıyı sorumlu tuttum.

Bir kaç yıl sonra beraber çalıştığım arkadaşlarımla beraber olduğumda çok farklı bir durumla karşılaştım. Çoğu, birkısmı ağır olmak üzere sarılık geçirmişlerdi ve hatta bir kısmında sarılık hâlâ sürmekteydi.  Daha sonra farkettiğimiz ise benimde o sırada sarılık virüsü ile karşılaştığım, aşılama nedeniyle vücudumun bir süre zorlansa bile sonunda hastalığa direnç gösterebilmesi idi. Hâlen standart aşılama protokolleri dışında hastalığın yeni bulaştığı düşünülenlerde de hemen aşılama yapılır ise koruyabileceği düşünülmektedir. 

O zamanlar ise böyle bir etki bilinmediği gibi tam tersi yan etkilerinden dolayı korkulmaktaydı. Söyleyebilirim ki o dönemdeki denenmemiş ve yan etkilerinden korkulan sarılık aşısı beni kurtarmıştı.  

Yani bence gelen aşıların testlerinin sonuçlarını bekleyip eğer aşırı bir yan etki duyurulmaz ise düşünüp kendi kararınızı vermelisiniz.

Ben mi? Ben bunları daha önce de yaşadım, sanırım yaptıracağım.

Sağlıklı günler dileklerimle.
Dr.Cüneyt Tuğrul

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı